Türkiye’deki Start-up’ların “Erken Exit” Kıskacı
Türkiye’de girişimler potansiyel zirvesine henüz ulaşamadan masadan kalkıyor. Exit’ler ilk başta birer başarı gibi görünse de çok büyük kayıpları beraberinde getiriyor. Uzmanlar, Türkiye’de erken exit refleksinin nedenlerini, ülkeye maliyetini ve çözüm yollarını anlattı…
TÜRKİYE girişimcilik ekosisteminde neredeyse “hep” karşılaştığımız bir refleks var: Erken exit. İlk bakışta başarı hikâyesi gibi görünen bu çıkışlar (girişimin satılması), daha derine inildiğinde aslında sistemsel bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Çünkü Türkiye’de pek çok girişim, potansiyelinin zirvesine daha ulaşmadan, “büyütmek mi, satmak mı” ikilemiyle çok erken bir aşamada yüzleşiyor. Bu ikilem çoğu zaman romantik bir girişimcilik tercihi değil; sermaye, zaman ve belirsizlik üçgeninde verilen rasyonel ama mecburi bir karar olarak karşımıza çıkıyor.
Geç aşama yatırım kaynaklarının sınırlı olması, küresel pazarlara açılmakta yaşanan ölçeklenme zorlukları ve makroekonomik belirsizlikler, girişimcileri riskleri büyütmek yerine kazanımı garanti altına almaya itiyor. Girişimci tarafında belirsizlik ve sermaye devamlılığı kaygısı öne çıkarken, yatırımcı tarafında ise fonların geri dönüş süresine dair baskı belirleyici oluyor. Türkiye’deki girişim sermayesi fonlarının büyük bölümü görece küçük ölçekli ve ortalama 8-10 yıl içinde yatırımcısına geri dönüş sağlamak üzere yapılandırılmış durumda. Bu yapı, girişimlerin üzerinde görünmez ama güçlü bir zaman baskısı yaratıyor.
Küresel ekosistemlere baktığımızda bambaşka bir zaman algısı görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Güney Kore veya İsrail’de bir teknoloji girişiminin exit yolculuğu çoğu zaman 12-15 yılı buluyor. Bu süre, şirketlerin yalnızca büyümesine değil, aynı zamanda sektör lideri hâline gelmesine, hatta halka arzla bağımsızlığını pekiştirmesine imkân tanıyor. Bugün dünyanın en değerli teknoloji şirketlerinin bir kısmının başında hâlâ kurucularının olması tesadüf değil. Meta, Nvidia, NC Soft, Netmarble ve Tencent gibi örnekler, sabırlı sermayenin ve uzun vadeli vizyonun nasıl küresel devler yarattığını açıkça gösteriyor. Bu şirketlerin birçoğu, erken gelen satın alma tekliflerine rağmen büyümeyi, halka açılmaya ve ekosistem içinde kalmayı tercih etti.
BÜYÜME YATIRIMLARI YOK
Türkiye’de ise tablo çok kırılgan. Startup.watch ve benzeri ekosistem raporlarının da işaret ettiği gibi, Türkiye’deki şirketlerin bazı başlangıç aşamasında oldukça bereketli bir yapı sergiliyor. Yeni fikirler, yeni ekipler ve yeni girişimler hızla filizleniyor. Ancak bu filizleri devasa çınarlara dönüştürecek devam yatırımları yok. 2025 raporlarında tek bir geç aşama yatırımı dahi kaydedilmemesi de bu durumu gösteriyor. Ya sermaye yetersizliğinden yavaşça solmak ya da hâlâ parlayorken masadan kârlı ayrılmak. Bu noktada satış yani girişimcilik jargonunda exit etmek, çoğu zaman en rasyonel seçenek olarak görülüyor.
Son 10 yılda değerleme beklentilerinin küresel ölçekte nasıl evrildiğini de bu çerçevede okumak gerekiyor. Bir dönem “unicorn olmak” zirve olarak görülürken, bugün 10 milyar dolar ve üzeri değerlemelere ulaşmış özel şirketlerin sayısının artması, exit kavramının da ölçeğini büyüttü. Uzun süreli düşük faiz ortamının yarattığı sermaye bolluğu, girişimlerin daha uzun süre bağımsız kalabilmesini mümkün kıldı. Türkiye’de ise erken exit çoğu zaman bir vizyon eksikliğinden değil, sermaye ikliminin doğal sonucundan kaynaklanıyor.
Üstelik bu tabloya küresel jeopolitik gerilimler, asimetrik savaşlar ve ekonomik dalgalanmalar da ekleniyor. Türkiye’deki bir girişimci, Silikon Vadisi’nden yüz milyonlarca dolar yakıt almış bir rakipler yarışmaya çalışırken, aynı anda kur riskiyle, finansmana erişimle ve belirsizlikle mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu koşullarda erken exit, bireysel başarı hikâyesi olarak alkışlansa da, ekosistem açısından bakıldığında kaybedilen şey yalnızca bir şirket değil; küresel ölçekte söz sahibi olabilecek bir potansiyel oluyor. Ekosistem her seferinde sil baştan diyerek sıfırdan yola çıkmak zorunda kalıyor, hafıza kayıpları ise emeklerimizi ülkece çöpe atıyoruz anlamına geliyor. Satın alınan girişimler çoğunlukla büyütülemeden bir kenara atılıyor.
Türkiye’de girişimlerin neden erkenden exit ettiğini, neden daha uzun süre bağımsız kalarak büyüyemediğini ve bu sorunla nasıl başa çıkılabileceğini masaya yatırdık…
Barış ÖZİSTEK / Boğaziçi Ventures CEO’su
“Çözüm, teknoloji şirketlerinin halka arzını kolaylaştırmak”
Global teknik tanım olarak bakarsak 30 milyon dolar üzerinde net varlığa sahip kişiler “Super Rich” (süper zengin) olarak tanımlanıyor. Bugün 50 milyon dolar değerlemeye sahip bir girişimin yüzde 60’ına sahip bir girişimci şirketini sattığında bir anda bu kategoriye giriyor. Hele ki bankada 100 bin dolara kadar bir nakit bile yokken 30 milyon dolara sahip olma şansını reddedecek çok insan tanımıyorum. Erken çıkışlara en gerçekçi çözümlerden birisi ikincil yatırım yapan (Secondary Investment) fonlar. BV Portföy bünyesindeki Sinerji Fonu bunun en iyi örneği. Bugün Google, Apple, Nvidia gibi şirketlerin başarıları, tek başına büyük piyasa değerlerine ulaşmaları değil. Öyle büyük bir kaynağa ulaştıkları için normal şirketlerin, hatta devletlerin yapamayacağı yatırımları yapabiliyorlar. Teknolojideki gelişimin temelinde bu tip büyük şirketlerin yarattıkları büyük birikimlerle geleceğe yatırım yapma kapasiteleri, hırs ve arzuları yer alıyor. Erken çıkışların önüne geçmenin bir yolu, teknoloji şirketlerinin halka arzının kolaylaştırılması. Amerika, Kore, İngiltere gibi ekosistemlere baktığımızda çok sayıda halka açık teknoloji şirketi görüyoruz. Bugün dev şirketlerin başında halen kurucular var. Meta, Nvidia, NC Soft, Netmarble, Tencent çok iyi örnekler. Halka arz, yatırımcılara çıkış imkânı sunuyor ki bu yatırım dünyasının sürdürülebilirliği açısından çok kritik.
TÜRKİYE GÜÇLÜ BİR TEST PAZARI OLDUĞUNDAN GİRİŞİMLER HIZLI OLGUNLAŞIYOR
212 Kurucu Ortağı Ali Karabey’e göre, Türkiye’de erken exit’in en temel nedeni, girişimlerin belirli bir noktaya geldikten sonra önlerine iki yolun çıkması; ya ciddi bir globalleşme yatırımıyla ölçeği büyütmek ya da stratejik bir alıcıyla güçlerini birleştirip daha hızlı değer yaratmak. Özellikle teknoloji, ekip ve müşteri erişimi açısından satın almalar, bazı girişimler için bir sonraki büyüme adımı olabiliyor. Ayrıca exit ortamının hâlâ tam anlamıyla genişlemediği bir dönemde, yakalanan doğru alıcı ilgisi zamanlaması yüksek değeri bir fırsat olarak görülüyor.
Bu denklemde erken exit’in arkasında genelde pragmatik bir optimizasyon var. Kurucu, yatırımcı ve şirket aynı anda en iyi değeri yakalamaya çalışıyor. Kurucu açısından erken exit, sadece para değil, dağıtım kanalları, global müşteri, operasyonel güç ve ürünün daha büyük bir platformda ölçeklenmesi anlamına da gelebiliyor. Yatırımcı açısından ise fon döngüsünü çalıştıran ve yeni yatırımların önünü açan sağlıklı bir mekanizma. Pazar tarafında da bazı dikeylerde, Türkiye güçlü bir test pazarı olduğundan, girişimler hızlı olgunlaşıp stratejik alıcıların radarına girebiliyor. Yani erken exit çoğu zaman büyüyemediği için değil, büyümenin bir sonraki evresini stratejik ortakla yapmak için seçiliyor.
BİR KAÇIŞ DEĞİL, RİSK YÖNETİMİ
Startups.watch 2025 Türkiye Girişim Ekosistemi raporuna göre; exit ortamı güçlü değil ve fırsatlar artmıyor. Bu nedenle erken exit’lerin önemli bir kısmının kaçış değil; belirsizliğin yüksek olduğu bir piyasada risk yönetimi kararı olarak gözlemlendiğinin altını çizen Karabey, “Yine de bazı durumlarda erken exit kaçışa dönüşebilir. Örneğin; şirketin global liderlik şansı varken sırf belirsizlik korkusuyla satışa yönelmesi. Buna karşılık doğru stratejik alıcıya, doğru değerleme ve doğru gerekçeyle yapılan exit net bir başarıdır. Her satın alma, hedef şirketi büyütmek için yapılmayabilir. Bazı alıcılar ürünü, teknolojiyi satın alıp kendi sistemine entegre eder. Bazıları ise esas olarak ekibi almak için, ekibiyle birlikte yeteneği satın alma yoluna gider. Bu nedenle satın almanın mantığı ve girişimin satın alma sonrası kaderi, alıcının niyetine göre ciddi şekilde değişir” diyor.
SADECE PARA DEĞİL, ROL MODEL KAZANDIRIYOR
Ayrıca exit etmenin kurucuya sermaye sağlaması dışında ekosistemde de katkısı olduğundan bahseden Karabey şunları aktarıyor: “Aslında exit’in en kıymetli kısmı burada başlıyor. Exit, ekosisteme sadece para değil; rol model, tecrübe, network ve yeni yatırımcı davranışı kazandırıyor. Kurucuların yeni şirketlere yatırım yapması, ekiplerin yeni girişimler başlatması, know-how’ın yayılması ve daha cesur denemelerin artması exit’lerin ekosistem etkisini büyütüyor. Bu yüzden exit, sadece likidite adımı değil; ekosistemin çarkını döndüren bir mekanizmadır. Erken exit etmemesi gereken şirketler, genelde global pazarda net bir karşılığı olan, kategori liderliğine oynayabilecek ve ölçeklendikçe değer üretimi hızlanan şirketlerdir. Özellikle ürün-pazar uyumunu sağlamış, satış tarafında tekrar edilebilir bir yapı kurmuş ve birim ekonomileri sağlıklı olan girişimler için erken satış, çoğu zaman potansiyelin tam açılmadan kapanması anlamına gelebilir.”
Gözdenur AKAR / Onicorn Teknoloji CEO’su ve Melek Yatırımcısı
“Gerçek anlamda stratejik exit sayısı az”
Türkiye’de büyüme sermayesi yetersiz. Seri B-C sonrası finansman neredeyse yok. İç pazar sınırlı, globalleşme ise hem maliyetli hem regülasyonel olarak zor. Bu koşullarda erken exit, girişimci için çoğu zaman en rasyonel senaryo. Türkiye’de girişimcinin vizyonu uzun ama sermayesi kısa, yatırımcının fon süresi kısıtlı ve IRR baskısı yüksek, pazar hızla doygunlaşıyor ve ölçeklenme global sermaye istiyor. Bu yapı sürdürüldüğünde doğal sonuç erken çıkış oluyor. Türkiye’de daha çok sermaye yokluğu nedeniyle yapılan exit’ler var; bu da kaçış kategorisine giriyor. Gerçek anlamda stratejik exit sayısı az. Erken çıkışların ekosisteme uzun vadeli bedelleri de var. Ekosistem şirket biriktiremediği için hem ürün hem teknoloji hem de insan kaynağı kültürü her seferinde sıfırlanıyor. Bu nedenle Türkiye büyük şirket yetiştirmekte zorlanıyor. Likidite sağlanıyor ama kapasite kaybı yaşanıyor. Satın alanlar da girişimleri çoğunlukla büyütemiyor. Entegrasyonlarda hız, kültür ve inovasyon kayboluyor. Büyük kurumların satın aldığı girişimlerin önemli kısmı ürünleşiyor ancak ölçeklenmiyor. Bunun örneklerini bankalarda, telekomda ve holdinglerde çok gördük.
Volkan OKUTAN / Entertech VC İş Geliştirme ve Koordinasyon Müdürü
“Ekonomik belirsizlik yüksekse, girişimci fırsat odaklı olabilir”
Bazı girişimler ve girişimci ekipler için birkaç yıl içinde gerçekleşen bir exit erken değil, doğru zamanda alınmış rasyonel bir karar olabilir. Bununla birlikte, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı bu algıyı besleyen önemli bir etkendir. Ekonomik belirsizliklerin yüksek olduğu ve koşulların hızlı değişebildiği bir ortamda hem girişimciler hem de yatırımcılar daha kısa vadeli ve fırsat odaklı kararlar almaya yönelebilmektedir. Öngörülebilirliğin sınırlı olduğu bir ortamda, yakalanan bir değerleme veya stratejik çıkış fırsatı, “sonrası belirsiz olabilir” düşüncesiyle hızla değerlendirilmek istenebilmektedir. Bu nedenle erken çıkış, çoğu durumda potansiyelden vazgeçmekten ziyade, mevcut değeri doğru zamanda realize etme refleksiyle şekillenebilmektedir. Erken çıkış, tek başına ne mutlak bir başarı ne de doğrudan bir kaçış olarak tanımlanabilir. Bir exit’in başarısı; şirketin bulunduğu aşama, pazar koşulları ve alınan stratejik kararların bütüncül değerlendirilmesiyle ortaya çıkar. Teknoloji üreten startup’ların faaliyet gösterdiği hızlı ve rekabetin yüksek olduğu bir ortamda, ölçeklenme ile çıkış arasındaki denge her zaman net değildir ve bu denge çoğu zaman zamanlama, kaynaklar ve ekonomik gerçekler tarafından belirlenir.
ERKEN ÇIKIŞLAR, EKOSİSTEMİN “RESETLENMESİNE” NEDEN OLUYOR
İTÜ Arı Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Attila Dikbaş’ın aktardıklarına göre, Türkiye’deki girişim sermayesi fonlarının çoğu görece küçük ölçekli ve ortalama 8-10 yıl içinde yatırımcısına geri dönüş sağlamak üzere yapılandırılıyor. Bu da girişimlerin üzerinde doğal bir zaman baskısı yaratıyor. Seri A ve sonrasındaki turlarda, özellikle Türkiye dışından yatırım bulmak zorunlu hale geliyor. Ancak globalde ölçeklenmekte zorlanan girişimler için bu süreç oldukça zorlu. Ayrıca yerli yatırımcı sayısının sınırlı olması, stratejik alıcı alternatiflerinin azlığı ve makroekonomik belirsizlikler, girişimcileri gelen exit tekliflerine daha pozitif yaklaşmaya yöneltiyor.
Erken çıkış kararının sadece ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir dengeyle de ilgili olduğuna işaret eden Dikbaş, “Girişimci için küresel operasyonları yönetmek, sermaye ihtiyacı, organizasyonel dönüşüm ve yüksek stres anlamına geliyor. Bu yük, her girişimci için sürdürülebilir olmayabilir. Yatırımcı tarafında ise fon süreleri, getiri baskısı ve rekabetin hızlandığı dönemlerde oluşan fırsatları kaçırmama refleksi erken çıkışı mantıklı hale getiriyor. İTÜ ARI Teknokent olarak gözlemlediğimiz kadarıyla; birçok girişimci, operasyonel yük yerine finansal olarak anlamlı bir teklifle yola devam etmeyi tercih edebiliyor” diyor.
Eğer girişim global ölçekte büyüme ve yatırım alma potansiyeline sahipse, erken çıkışın uzun vadeli bir fırsat kaybı olacağına değinen Dikbaş, “Ancak tüm çabalara rağmen global pazarda ölçeklenmeyen ve yatırım alternatifleri sınırlı olan bir girişim için erken exit, rasyonel bir strateji olabilir.” diyor.
Hüseyin OĞUZ / Startup Yatırım Danışmanı
“Erken başarı değil, yarım kalan ölçeklenme süreci”
Türkiye’de startup’ların erken satılmasının ana nedeni “erken başarı” değil, yarım kalan ölçeklenme sürecidir. Birçok girişim ürününü çalıştırıyor, müşteri buluyor, hatta gelir üretmeye başlıyor; ancak global ölçekte büyümeyi finanse edecek sermaye katmanına ulaşamıyor.
Erken satışlar çoğu zaman şu noktada gerçekleşiyor: Şirket henüz kategori lideri değil, pazarın küçük bir bölümünü kontrol ediyor ama teknolojisi veya müşteri tabanı bir stratejik alıcı için anlamlı hale geliyor. Yani mesele “şirket çok iyi gittiği için satıldı” değil; daha ileri gidemeyeceği netleştiği için satıldı. Girişimci açısından ürün çalışıyor ama büyüme için gereken sermaye yok.
Global rakipler daha hızlı koşuyor. Bu noktada şirketi satmak, yıllarca sürmesi muhtemel bir belirsizliği tek bir kararla sonlandırıyor. Yatırımcı açısından ise Türkiye’de halka arz neredeyse yok. Bir sonraki turu getirecek fon da sınırlı. Bu nedenle yatırımcı, “daha iyi bir exit hiç gelmeyebilir” riskini alıp beklemek yerine, erken ama kesin bir çıkışı tercih edebiliyor. Erken satılan şirketlerin çoğu, global ölçekte bağımsız büyümek için fazla niş, fazla küçük veya coğrafi olarak sınırlı kalıyor. Bu nedenle erken satış, ideal senaryo değil ama mevcut şartlar altında rasyonel bir denge noktası haline geliyor.
Sık gerçekleşen erken çıkışlar, ekosistemin resetlenmesine neden oluyor. Girişimler, global ölçekte büyüme, organizasyonel ölçeklenme ve uluslararası rekabet gibi önemli deneyimleri edinmeden sahneden çekiliyor. Bu da hem bilgi birikiminin sınırlı kalmasına hem de yeni girişimlerin benzer hataları tekrar etmesine yol açıyor. Büyük başarı hikâyelerinin çıkması için, bazı girişimlerin daha uzun soluklu oynaması şart. Ekosistem ancak bu şekilde seviye atlayabilir” diye konuşuyor.
Dikbaş’a göre, exit’lerin bir katkısı da var. Exit yapan girişimciler, kazandıkları sermaye ile yeniden ekosisteme dönüyor. Melek yatırımcı ya da fon kurucusu olarak bilgi ve finansal kaynak sağlıyor. Türkiye’de Maçkolik’in kurucusu Erdem Yurdanur ve Iyzico’nun kurucu ortağı Barbaros Özbüğüt’ün bu anlamda ciddi katkıları oldu. Bu tür örnekler, ekosistemin sürdürülebilirliği açısından oldukça değerli.
BAZEN GÜZEL BİR HİKÂYENİN İKİNCİ PERDESİ YAZILAMADAN FİLM BİTİYOR
Ünlü Ventures Direktörü Emre Dilber’in verdiği bilgilere göre, geriye dönüp baktığımızda, son 10 yılda girişim şirketlerinin ölçekleri ve değerlemeleri konusunda beklentiler belirgin biçimde evrildi. Bir zamanlar “unicorn olmak” girişimcileri için zirveyken, bugün global arenada 10 milyar dolar değerlemeye ulaşmış özel girişim şirketi sayısı o kadar arttı ki, bazı sektörlerde unicorn olarak çıkış yapmak bile erken sayılmaya başladı. Bunun arkasında net bir dönemsel gerçek vardır. Yıllarca süren düşük faiz ortamı piyasada ciddi bir sermaye fazlası yarattı. Bu sermaye, girişim şirketlerinin büyüme iştahını fonlayacak uzun vadeli finansmana erişimini kolaylaştırdı ve birçok girişimin daha uzun süre bağımsız kalıp ölçeklenmesine imkân verdi. Türkiye tarafında ise resmin daha zorlu olduğuna işaret eden Dilber, “Türkiye’de startup’ların erken çıkışının çoğu zaman bir seçim değil, sermaye ikliminin doğal sonucu olduğunu düşünüyorum. Teoride en ideal senaryo belli: Kurucu şirketin başında kalır, anlamlı bir payı elinde tutar, şirket global pazarlarda ölçeklenir, bir noktadan sonra nakit üretimi ve finansmana erişim sayesinde kendi kendine yeten bir yapıya dönüşür. Ancak bu yol, şirketin her aşamasında güçlü bir devam sermayesi almasını gerektiriyor. Türkiye’de erken çıkış yapmak zorunda kalmamayı başarabilen örneklerin önemli bir kısmı bu yüzden çok erken dönemde yurtdışına açılıyor ve büyüme sermayesinin bol olduğu havuzlara erişecek yapıyı hızlıca kuruyor. Çünkü büyüme de hayatta kalma da ancak likiditeyle mümkün” diyor.
Türkiye’de seed (çekirdek) aşamasında kuvvetli bir hareket olduğunu ama hikâyenin orta bölümünün oldukça zayıf kaldığının altını çizen Dilber, “Ben bunu ‘uçak kalkıyor ama irtifa almaya yetecek yakıt çoğu zaman yok’ diye anlatıyorum. 2025’te Türkiye yine ‘bol erken aşama yatırım, az devam turu’ karakterini korudu. Gelişmiş pazarlarda tohum seviyesinden sonraki aşamaya geçiş oranları kabaca yüzde 50 seviyelerinde seyrederken, Türkiye’de bu oran yaklaşık yüzde 13 kalıyor. Yani şirketler tam büyümeye geçecekken ekosistemde oksijen kalmıyor” diyor.
Dilber’e göre, fonlar yatırım döngüsü gereği bir noktada likidite işlemi görmek istiyor. Sonuç olarak globalleşebilen ve büyüme sermayesine erişebilen az sayıdaki şirket daha uzun vadeli bağımsız kalıp doğru zamanı bekleyebiliyor. Çoğunluk ise Türkiye’de yeterli likiditeye ulaşıp bağımsız kalamadığı için potansiyelini tam açığa çıkarmadan satışa yöneliyor. Bu yüzden bizde bazen güzel bir hikâyenin ikinci perdesi yazılmadan film bitiyor. Dilber, “Türkiye’nin ihtiyacı, tohum yatırımı kadar ara sermaye katmanının güçlenmesi ve devam yatırımı kapasitesinin artması. Türkiye’de erken exit’i azaltmanın yolu, girişimciye daha uzun mesafe gitmesini sağlayacak yakıtı vermekten geçiyor” açıklamasında bulunuyor.
ERKEN ÇIKIŞ RASYONEL BİR SONUÇ
“Türkiye gibi sermayeye erişimin sınırlı olduğu pazarlarda erken çıkış genellikle başarıdır, çünkü alternatif birçok durum başarısızlıktır. Şirket bir sonraki seviyeye kendi nakit akışıyla ya da erişilebilir finansmanla geçemiyorsa, erken çıkış potansiyelden vazgeçmek değil, mevcut değeri korumaktır” diyen Dilber’in paylaştıklarına göre, özellikle ikincil piyasaların kısıtlı olduğu bir ortamda, kurucunun anlamlı bir likiditeye ulaşma seçeneği yoksa, erken çıkış rasyonel bir sonuç haline gelir. Büyümeye odaklı iş modelleri için sürdürülebilirlik, güçlü finansmana bağlıdır. Uluslararası yatırımcı erişimi bulunan, operasyonel olarak ölçeklenebilir yapıyı kurmuş ve büyümeyi finanse edebilen şirketler için erken çıkış, potansiyelin tam değerine ulaşamadan elden çıkarılması anlamına gelir. Bu gruptaki girişimlerin odağı ölçeklenerek daha büyük ve başarılı çıkışlar yaratmak olmalıdır. Sorun şu ki Türkiye’de bu güçlü sürdürülebilir büyüme ve güçlü finansman grubuna giren şirket sayısı hâlâ sınırlıdır.
EKOSİSTEMİN SÜREKLİ SIFIRLANMASI GİBİ BİR RİSK VAR
Erken çıkışın, uzun vadede ekosistemin sürekli sıfırlanması gibi bir riski olduğunun da altını çizen Dilber, “Çünkü ağırlıklı olarak erken exit üreten bir yapı, büyük ve bağımsız teknoloji şirketleri çıkarma konusunda doğal olarak zorlanır. Ancak burada meseleyi yalnızca erken çıkış çok diye okumak yanıltıcı olur. Asıl problem geç aşama şirket yaratamayan bir ekosistem mimarisi. Yani büyüme merdiveninin alt basamakları var, fakat üst basamakları yeterince inşa edilemediği için şirketler doğal olarak daha erken aşamada oyundan çıkıyor. Bu nedenle erken çıkış, çoğu zaman ekosistemin bir tercihi değil, yapısal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor” diyor.
Dilber, buna rağmen Türkiye’nin önemli bir avantajı olduğunu iddia ediyor: “Erken exit yapan girişimcilerin büyük bir bölümü ekosistemden kopmuyor. Aksine, bu girişimciler melek yatırımcıya dönüşüyor, yeni fonların kuruluşunda yer alıyor, yeni girişimlere yalnızca sermaye değil; deneyim, network ve özgüven de taşıyor. Özellikle oyun, fintech ve SaaS gibi dikeylerde exit sonrası aynı sektörde yeni şirketlerin doğması, ekiplerin bölünüp yeni girişimler kurması ve belirli kümelemelerin oluşması bunun somut göstergesi. Bu açıdan bakıldığında çıkış, yalnızca kurucuya nakit sağlayan bir son değil, doğru okunduğunda ekosistemin kendi kendini besleme mekanizması.”
FONLARIN KISA SÜRELİ LİKİDİTE YARATMA BASKISI, ERKEN ÇIKIŞLARIN DA NEDENİ
APY Ventures Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli de Türkiye’de girişimlerin erken çıkış yapmasının arkasında tek bir neden olmadığına vurgu yapıyor: “Yapısal ve davranışsal faktörlerin birleşimi var. En temel sebeplerden biri, sermaye derinliğinin sınırlı olması. Seri A sonrası büyümeyi finanse edecek yerli sermaye hâlâ yeterince güçlü değil, yabancı sermaye ise son yıllarda daha temkinli. Bu ortamda girişimci, ‘bir üst tura çıkabilir miyim?’ belirsizliğiyle yaşamak yerine, makul bir satın alma teklifini güvenli liman olarak görebiliyor. Buna ek olarak özellikle fintech gibi regülasyon yoğun alanlarda lisans süreçleri, uyum maliyetleri ve zaman kaybı ölçeklenmeyi yavaşlatıyor. Bu baskı girişimciyi yıpratıyor ve erken exit’i rasyonel bir tercih hâline getirebiliyor.”
Yıllarca belirsizlik içinde ilerleyen bir ekip için erken exit’in, kişisel riskleri sıfırlayan bir hamle olabileceğine de işaret eden Keçeli, “Bunun yanında Türkiye’de girişimcilerin önemli bir kısmında global bakış açısının yeterince gelişmemiş olması da erken exit kararını tetikliyor. Bu durum çoğu zaman sosyal çevrenin yerel kalmasından, yabancı dil eksikliğinden ve özellikle Amerika gibi pazarlara gitme konusunda yaşanan korkulardan kaynaklanıyor. Global ticari ortama girildiğinde ‘neye uğradığını şaşıran’ girişimciler, global pazara uyum sağlamakta zorlanabiliyor. Yatırımcı tarafında ise fon süreleri belirleyici. Fonların belirli bir zaman içinde likidite yaratma baskısı, uzun vadeli ölçeklenme hikâyeleri yerine daha erken çıkışları teşvik edebiliyor” diyor.
ÜRÜN ZAMANLA ERİYOR, MARKA KAYBOLUYOR
Ölçeklenme ve pazar tarafında ise Türkiye’ye özgü kritik bir sorun bulunduğunun altını çizen Keçeli’ye göre hem kamu hem de özellikle büyük kurumların teknoloji ve startup satın alma süreçleri oldukça yavaş ilerliyor. Bu yavaşlık, girişimlerin yerli pazarda hızlı şekilde dominant hale gelmesini engelliyor. Yerelde güçlü bir konum elde edemeyen girişimler, yurt dışına açılma aşamasında da bariyerlerle karşılaşıyor ve bu nedenle yüksek değerlemelere ulaşmakta zorlanıyor. Buna ek olarak global işe alım konusu, Türkiye’den çıkmış girişimcileri ciddi şekilde korkutuyor. Yurt dışından yetenek çekme konusundaki çekingenlik, yabancı yatırımcıların gözünde de negatif bir algı yaratıyor ve bu durum büyüme sermayesini daha zor ve pahalı hâle getiriyor.
Bazı kurumlar girişimi gerçekten büyütmek için alıyor, yeni pazarlara açıyor, ürününü geliştiriyor, ekibini güçlendiriyor. “Ancak bu tür örneklere Türkiye’de çok sık rastlamıyoruz” diyen Keçeli, “Genel tabloya baktığımızda, Türkiye’de yapılan exit’lerin büyük çoğunluğu daha küçük ölçekli oluyor. Bazı satın almalarda amaç sadece teknolojiyi ya da ekibi absorbe etmekle sınırlı kalıyor. Ürün zamanla eriyor, girişim markası kayboluyor. Bu senaryoda exit oldu ama değer üretimi devam etmedi diyebiliyoruz. Bu yüzden biz yatırımcı olarak, exit ihtimali konuşulurken ‘kim alıyor ve neden alıyor?’ sorusunu özellikle önemsiyoruz” diyor.
Eğer bir şirketin global ölçekte büyüyebilecek bir ürünü, güçlü bir ekibi ve regülasyon, pazar bariyerlerini aşabilecek bir konumu varsa; sırf “iyi bir teklif geldi” diye erken exit etmemesi gerektiğini vurgulayan Keçeli sözlerini şöyle tamamlıyor: “Özellikle altyapı üreten, kurumsal pazarda derinleşmiş, tekrarlanabilir satış modeli olan şirketlerin daha uzun vadeli düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Bu tür şirketler satılmak yerine, ekosistemin lokomotifi olma potansiyeli taşır. Exit bir hedef değil, bir sonuç olmalı. Eğer tek strateji exit ise, o zaman büyük hikâyeler çıkarmakta zorlanırız.”
Duygu EREN / Decacorn Angels CEO’su
“Türkiye pazarı çoğu dikeyde ölçeklenme için yeterli değil”
Türkiye’de erken exit’in temel nedeni, şirketleri büyütecek Series A, B ve sonrası sermayenin yapısal olarak yetersiz olması. Kurucular ürün-pazar uyumunu yakalasalar bile, bir sonraki büyüme fazını finanse edecek sermayeyi zamanında bulamıyorlar. Bu da onları ya şirketi yurtdışına taşımaya ya da erken bir stratejik satışla riski yönetmeye itiyor. Girişimci için konu hayatta kalma ve sürdürülebilirlik. Büyüme finansmanına erişim belirsizleştiğinde, 2-3 yıl daha risk almak yerine bugün oluşan değeri korumak rasyonel hale geliyor. Yatırımcı tarafında ise follow-on kapasitesinin sınırlı olması, fonları daha erken realizasyona yönlendiriyor. Pazar ve ölçeklenme tarafında da Türkiye’nin tek başına unicorn ölçeği için çoğu dikeyde yeterli olmaması, şirketleri küresel oyuncularla birleşmeye teşvik ediyor. Exit sonrası ekip dağılıyor, teknoloji yurtdışına gidiyor ve kurucu yeniden ekosisteme dönmüyorsa bu risk çok ciddi. Ama doğru kurgulanan exit’ler, kurucuları ve erken çalışanları yeni yatırımcılar ve yeni kurucular olarak ekosisteme geri kazandırır. Fark yaratan nokta exit sonrası oluşan sermaye ve bilginin sistem içinde kalıp kalmaması. Ağ etkisi güçlü platformlar, derin teknoloji ve IP yoğun işler, regüle sektörlerde uzun vadeli değer biriktiren şirketler ve sermaye verimliliği yüksek B2B şirketler erken exit’te en çok değer kaybeden şirket tipleri. Bu şirketler doğru sermaye ortamı oluştuğunda bağımsız büyümeyi daha fazla zorlamalı.
Gizem YAĞIZ / 212 NexT Yönetici Ortağı
“Her erken çıkış potansiyel bir okulun erken kapanmasıdır”
Türkiye’de henüz 1 milyar dolar üzeri değerlemeye ulaşıp bağımsız kalabilmiş şirket sayısı sınırlı. Bu durum, geç aşama şirket yönetimi, global organizasyon kurma ve ölçekli büyüme deneyiminin ekosistemde yeterince birikmemesine yol açıyor. Her erken çıkış, potansiyel bir “büyük şirket okulu”nun erken kapanması anlamına geliyor. Bu da ekosistemin derinleşmesini zorlaştırıyor. Öte yandan erken çıkışların tamamen olumsuz bir etkisi olduğunu söylemek de doğru değil. Çıkış yapan kurucuların bir kısmının yeniden girişimci olduğunu ya da melek yatırımcı olarak ekosisteme geri döndüğünü görüyoruz. Türkiye’de erken çıkış çoğu zaman girişimcilerin kısa vadeli yaklaşımından değil. Bu kararı etkileyen birçok unsur arasında, ürün ölçeklenmeden önce finansman, makroekonomik ve coğrafi risklerin aynı anda devreye girmesi önemli bir rol oynuyor. Ürünleri birkaç yıl boyunca istikrarlı şekilde finanse ederek global ölçekte büyütmek farklı bir denklem gerektiriyor. Bu nedenlerle stratejik bir alıcıdan gelen makul bir teklif, bazı durumlarda “bekleyip büyütmekten” daha rasyonel bir seçenek olarak değerlendirilebiliyor.
TÜRKİYE’DE SERMAYE PİYASALARININ DERİNLİĞİ SIĞ
Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği (GYİAD) Girişimcilik Çalışma Grubu Eş Başkanı Ahmet Başar’a göre, Türkiye’de start-up ekosistemi son yıllarda yatırım adedi ve satın alma işlemleri açısından hareketli bir görünüm sergilese de bu tabloyu tek boyutlu okumamak gerekiyor. Erken aşama yatırımların yaygınlaşması girişim sayısını artırırken, büyüme aşamasında (özellikle seed’den Series A/B’ye geçişte) sermayeye erişimde yaşanan yapısal zorluklar, erken çıkışı birçok girişim için stratejik bir seçenek hâline getiriyor. Türkiye’de sermaye piyasalarının derinliğinin Batı ülkeleriyle kıyaslandığında sınırlı olduğuna dikkat çeken Başar, “Bu nedenle girişimci belli bir ölçeğe ulaştığında önünde çoğu zaman iki seçenek beliriyor: Küresel rekabet için daha büyük ve riskli bir sermaye turuna çıkmak ya da masadaki satın alma teklifini değerlendirmek. Makroekonomik oynaklık ve belirsizlik ortamı dikkate alındığında, pek çok girişimci için erken çıkış vizyonsuzluk değil; rasyonel bir risk yönetimi aracı olarak görülüyor. Startup.watch ve benzeri ekosistem raporlarının da ortaya koyduğu üzere, Türkiye seed/pre-seed aşamasında görece güçlü görünürken, Series A ve B fonlarının sayısı oldukça sınırlı. Bu durum, girişimlerin ilk yatırımı bulabildiği ancak ölçekleme için gerekli ikinci ve üçüncü turlarda zorlandığı bir yapı yaratıyor. Bu noktada satış, çoğu zaman en rasyonel alternatif hâline geliyor” diye konuşuyor.
GYİAD Girişimcilik Çalışma Grubu Eş Başkanı Ahmet İstif ise, erken çıkışı “başarı” ya da “kaçış” olarak tek bir kategoriye sıkıştırmak yerine, iten ve çeken sebepler üzerinden değerlendirmenin daha sağlıklı olacağını belirterek, şunları paylaşıyor:
“Güçlü metriklerle büyüyen bir girişimin, stratejik bir alıcıdan platform etkisi yaratacak bir teklif alması durumunda gerçekleşen çıkış, başarıya daha yakın bir senaryodur. Bu tür çıkışlarda girişim, alıcının teknoloji, dağıtım ve finansal gücüyle daha hızlı ölçeklenme potansiyeline kavuşur. Sürekli erken exit verilmesi, ekosistemin ‘tohumdan ağaca’ geçememesi riskini barındırıyor. Her satış ekosisteme sermaye geri döndürür; ancak stratejik bilgi birikimi ve karar alma gücü yurt dışına transfer ediliyorsa, Türkiye yalnızca yetenekli bir kurucu merkezi olarak kalabilir. Uzun vadede hedef, sadece satılabilir şirketler değil; satılmayacak kadar değerli, küresel ölçekte rekabet edebilen yapılar yaratmak olmalı.”
GYİAD Girişimcilik Çalışma Grubu Eş Başkanı Barış Konca da satın alma sonrası başarının, alıcının büyüme niyetine, entegrasyon planına ve girişimin çevik ruhunu koruma becerisine bağlı olduğuna dikkat çekerek, “Platform ve ekosistem yaklaşımıyla yapılan satın almalarda, teknoloji ve dağıtım sinerjisi doğru kurulduğunda bir örnek teşkil edebilir. Ancak geleneksel ve bürokratik yapılarda, girişimler çoğu zaman inovasyon yeteneklerini kaybederek hantal bir departmana dönüşebiliyor. Dolayısıyla satın alma, tek başına bir büyüme garantisi değil; vizyon, entegrasyon ve insan yönetimi meselesi. Exit yalnızca kurucunun finansal kazancı anlamına gelmez. Başarılı çıkışlar, deneyimli kurucuların melek yatırımcı olarak ekosisteme geri dönmesini, yabancı yatırımcı güveninin artmasını ve o girişimde yetişen ekiplerin yeni şirketler kurarak bilgi ve kültürü yaymasını sağlar. Bu açıdan bakıldığında, doğru kurgulanan exit’ler ekosistemin öğrenme ve sermaye döngüsünü hızlandıran önemli kaldıraçlardır. Stratejik altyapı sağlayan, güçlü nakit akışına sahip ve sektöründe oyunun kurallarını değiştirme potansiyeli olan şirketler için erken exit her zaman doğru tercih olmayabilir. Bu tür yapılar, kısa vadeli finansal kazanç yerine uzun vadeli değer yaratmayı ve küresel ölçekte kalıcı olmayı hedeflemelidir” açıklamasında bulunuyor.
BİRÇOK ÇIKIŞ PİYASA YAPISININ DAYATTIĞI BİR RİSK AZALTMA KARARI
Entrepreneurs’ Organization (EO) Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Sanem Oktar’a göre, büyümek ve sürdürülebilirlik için sermaye kadar iyi bir ekibe, gelişen bir pazara, destekleyen bir vergi sistemine ihtiyaç var. Türkiye hâlâ yüksek enflasyonu ile bu anlamda start-up’ların önünde engel. Yabancı fon ilgisi geçtiğimiz yıllara göre çok daha seçici. Makro koşullara bakıldığında “faizler” hâlâ yüksek. O yüzden nakit değerli. Büyük yatırımlar yerine küçük küçük çok sayıda startup’a yatırım yapılması tercih ediliyor. “Ben erken çıkışın bir seçim değil mevcut koşulların sonucu olduğunu düşünüyorum” diyen Oktar, “Eğer uygun koşullar sağlanırsa bin bir zorlukla kurulan ekip ve şirketlerin ölçekleme stratejilerine devam edeceğine inanıyorum. Ayrıca Türkiye ekonomisi için de asıl amacımız; büyüyen, globalde rekabet edebilen şirketleri yaratmak olmalı. Bu da bence başında kurucularının olduğu girişimler ile mümkün olacaktır” ifadelerini kullanıyor.
Bugün erken çıkışın girişimci için bir risk yönetimi olduğunun altını çizen Oktar’a göre, koyduğu emeğin geri dönüşünü almak, büyüyebilmek ve piyasada bir sonraki aşamaya geçebilmek istiyor. Yüksek faiz ve uzayan fonlama maliyeti “bir sonraki turu garantileme” baskısını artırıyor. Büyüme sermayesi az olunca girişimci daha erken bir evrede nakde ulaşmayı hedefliyor. Aslında hayatta kalmaya çalışıyor. Globalleşme, ekip kurma, pazarlama yatırım gerektiren konular çünkü. Yatırımcı için de hızlı geri dönüş almak istiyor, para maliyeti yüksek olunca kısa vadeli az ama hızlı kazanç elde etmek istiyor. Şirket için de globalleşme maliyetini “stratejik ortakla” aşma aracı hâline geliyor.
Türkiye ürün ve hizmet geliştirmek için güçlü bir test pazarı ama dünyada rekabet edebilmek için ölçek gerekiyor. Bu anlamda Türkiye pazarı çok küçük kalıyor. Erken çıkışın bazı durumlarda başarı, bazı durumlarda sermaye boşluğuna karşı rasyonel bir kaçış olduğunu belirten Oktar, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Eğer iyi bir çarpanla değer yarattıysanız, doğru bir ortaklık ile dünyaya açılıyor ya da rekabette bir avantaj sağlıyorsanız, şirket ya da ürün küreselleşiyorsa, ekip ve teknoloji ölçeklenebiliyorsa o zaman erken çıkış bir başarıdır. Ama eğer tek motivasyon kurucu yoruldu, para da bitti ise başarıdan söz etmek mümkün değil. Ancak şunu da ekleyeyim Türkiye’deki sermaye kıtlığı ya da A/B seri yatırım azlığı nedeni ile birçok çıkış aslında piyasa yapısının dayattığı risk azaltma kararı olabiliyor.
Aşırı erken çıkış ekosistemi ‘sürekli başlangıç çizgisine’ itebilir; çünkü büyük ve global ölçekli şirketler/markalar daha az çıkar. Ama doğru tasarlanmış exit’ler aynı zamanda ekosistemi yeniden besler. Türkiye’de büyük şirket doğurma kapasitesi zayıflar. Açıkçası ben şirket kurucularının ana motivasyonlarının para kadar hayallerini gerçekleştirmek için tutku ile cesaretle ve yorulmadan çalışmaları olduğuna inanıyorum. Bu durumda asıl önemli olanın bu kuruculara uygun koşullar sağlayarak şirket yönetimlerinde kalmalarını sağlamak, eksik kaslarını sermaye ve iş yönetimi bilgisi ile desteklemek olduğuna inanıyorum. Bu sadece onlar için değil Türkiye’nin ekosistemi için de faydalı olacaktır.”
Dr. Önder KUL / BTM Genel Müdürü
“Sürekli başa dönülen bir oyunda derinlik oluşmaz”
Geç aşama yatırım kaynaklarının sınırlı olması, küresel pazarlara erişimde yaşanan ölçeklenme zorlukları girişimcileri “büyütmek mi, satmak mı” ikilemine erken sokuyor. Bu noktada birçok girişimci, riskleri büyütmek yerine kazanımı garanti altına almayı tercih ediyor. Girişimci tarafında belirsizlik ve sermaye devamlılığı kaygısı, yatırımcı tarafında ise fon geri dönüş süresine dair baskı belirleyici oluyor. Türkiye’de yatırımcıların önemli bir kısmı hâlâ erken aşamada likidite oluşturmayı önceliyor. Ölçeklenme tarafında ise global satış, regülasyon ve insan kaynağı sorunları, girişimin potansiyelini tam gerçekleştiremeden exit kararını tetikliyor. Doğru değerleme ile doğru stratejik alıcıya yapılan bir exit başarıdır. Ancak büyüme ihtimali varken yalnızca belirsizlikten kaçmak için yapılan çıkışlar uzun vadede hem girişimciyi hem ekosistemi sınırlar. Exit’in anlamı, arkasındaki niyet ve zamanlamayla belirlenir. Sürekli erken exit yapan bir ekosistemin büyük şirket çıkarması zorlaşır. Know-how, liderlik ve küresel rekabet deneyimi içeride birikmez. Her exit yeni bir başlangıçtır ama sürekli başa dönülen bir oyunda derinlik oluşmaz.
STRATEJİK BİR NEFES DARLIĞI
Türkiye Yapay Zekâ İnisiyatifi TRAI Genel Müdür Yardımcısı Betül Kübra Ekinci’nin aktardıklarına göre, bu durumu tek bir kavramla özetlemek gerekirse; buna “stratejik bir nefes darlığı” diyebiliriz. Ancak bu darlığın arkasında hem yerel mecburiyetlerin hem de kurumsal devletin yarattığı büyük bir çekim alanının olduğu çok katmanlı bir denklem var. İlk olarak, karşımızda aşılması güç bir finansal cam tavan var. Türkiye tohum aşamasında çok bereketli bir ekosistem; her yerden filizler yükseliyor. Fakat bu filizleri devasa çınarlara dönüştürecek “geç aşama” (Series C ve sonrası) yatırımlarda ciddi bir kuraklık yaşıyoruz. 2025 raporlarında tek bir geç aşama yatırımının bile kaydedilmemesi, girişimciyi bir yol ayrımına getiriyor: Ya sermaye yetersizliğinden yavaşça solmak ya da henüz parlıyorken masadan kârlı ayrılmak.
İkinci ve belki de en belirleyici faktörün ise, pazarın “alıcı” tarafındaki agresif iştahı olduğuna değinen Ekinci, “2025 verileri, Kurumsal Yatırım Sermayesi (CVC) katılımının yüzde 33 gibi rekor bir seviyeye ulaştığını gösteriyor. Büyük holdingler ve kurumlar, kendi iç dinamikleriyle geliştirmekte zorlandıkları ya da zaman açısından geride kaldıkları alanlarda, dışarıdan yetenek ve teknolojiyle büyümeyi tercih ediyor. Bu durum girişimci için bir altın kelepçe fırsatı yaratıyor. Karşısında devasa bütçeli bir rakip bulmak yerine, onun kanatları altına girmek hem güvenli hem de kârlı bir liman sunuyor” diyor.
Ekinci’ye göre buna bir de küresel asimetrik savaşı ve ekonomik belirsizliği eklemeliyiz. Türkiye’deki bir girişimci, Silikon Vadisi’nden 500 milyon dolar yakıt alan rakibiyle yarışmaya çalışırken, bir yandan da yerel ve küresel ekonomik dalgalanmalarla boğuşuyor. Üstelik yapay zekâ gibi teknolojilerin “raf ömrü” artık çok kısa. Bugün devrimsel olan bir çözüm, yarın büyük bir teknoloji devinin tek bir güncellemesiyle “standart bir özellik” haline gelip değerini yitirebilir.
Özetle; Türkiye’deki erken çıkışların bir “kaçış” değil; finansal sınırlara çarpan bir hayal gücü, kurumların yetenek avcılığına verdiği bir yanıt ve belirsiz bir gelecekte yutulmamak için yapılan stratejik bir zamanlama ustalığı olduğunu vurgu yapan Ekinci, “Girişimci, hâlâ satabiliyorken satıp, kazandığı sermaye ve tecrübeyle bir sonraki daha büyük savaşına hazırlanmayı seçiyor. Girişimlerimizin önünde çok somut ve aşılması güç bariyerler var. Küresel pazara açılma konusundaki tecrübe eksikliği, Türkiye’deki teknolojik altyapının (veri erişimi, yüksek maliyetli donanım gereksinimleri gibi) devasa ölçeklenmeleri desteklemekte sınırlı kalması ve yerel yatırım hacminin düşüklüğü birleştiğinde; ortaya erken vedalar çıkıyor. Bu, bir nevi ekosistemin mevcut kapasitesine göre verdiği bir hayatta kalma refleksi” diyor.
BU “UFAK HİKAYELER” BİZİ KÜRESEL LİGDE “YETİŞTİRİCİ KULÜP” STATÜSÜNDE SABİTLİYOR
Ekinci’nin paylaştıklarına göre, şu gerçeği de masaya koymalıyız… Küçük çıkışlar, ekosistemin özgül ağırlığını artırmıyor. Onlarca küçük ölçekli exit, maalesef küresel devlerin Türkiye’ye olan iştahını kabartmadığı gibi, büyük yabancı fonların radarına girmemizi de sağlamıyor. Aksine, bu “ufak hikayeler” bizi küresel ligde “yetiştirici kulüp” statüsünde sabitliyor. Başarılı gibi görünen bu çıkışların, uzun vadede ekosistemi güçlendiren büyük bir çekim merkezine dönüşme potansiyelinin oldukça düşük olduğunun altını çizen Ekinci sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Sonuç olarak; bugün gördüğümüz erken çıkışlar bizi hayatta tutan, çarkların dönmesini sağlayan birer can suyu olabilir; ama ekosistemin toplam ağırlığını küresel ölçekte değiştirecek, yabancı yatırımcıya buraya koşturacak o büyük kırılmayı henüz yaratamıyor. Gerçek başarı, bu anlık dinamik için, o bariyerleri aşarak masada kalmaya devam eden devasa yapıları bir gelecek. Bir türlü birikemeyen bir ekosistem hafızası riski de var. Erken çıkışların en ağır bedeli, az önce bahsettiğimiz o özgül ağırlığın bir türlü oluşamaması. Küresel sermaye, küçük exit’lerin peşinden koşmaz. Büyük fonlar, milyar dolarlık üniversite ve ekosistem potansiyeli olan, pazarı domine eden yapılar arar. Bizim küçük hikayelerimiz yabancı yatırımcıda ‘Türkiye sadece ufak tefek işler çıkarıyor’ algısı yaratıyor ve asıl büyük sermayenin rotasını başka ülkelere kırmasına neden oluyor. Bir girişim erken exit yaptığında, o girişimdeki parlak beyinler genellikle satın alan büyük kurumun katı hiyerarşisinde eriyip gidiyor. Oysa o girişim masada kalsaydı, kendi okulunu yaratacak, yeni liderler yetiştirecek ve bir ‘PayPal Mafia’ örneğinde olduğu gibi ekosistemi besleyen bir jeneratör olacaktı. Erken çıkışla bu tecrübe akışı kesiliyor.”